Gökhan GÜLER

İletişim alanında birbiri ardına yaşanan teknolojik gelişmeler hayatımıza yeni kavram ve terminolojilerin girmesine neden oldu. İletişim alanında yaşanan değişim ve dönüşümler yaşamımızı derinden etkileyerek bizleri sanal bir dünya içerisine çektiği gibi medya ve diplomasinin de klasik tarzlarının dışına çıkmalarına neden oldu…

Yeni medya araçları ve mobil teknolojiler internet ortamında sanal bir dünya oluşmasına neden olmuşlardır. Bu sanal dünya içerisinde yer alan sosyal medya ve sanal diplomasi hayatımızı önemli ölçüde etkisi altına almayı başarmıştır!

Twitter, Facebook ve İnstagram gibi sanal dünyanın önde gelen sosyal ortamları gün geçtikçe hayatımıza ciddi manada yön vermeye başlamıştır. Günümüzde artık sosyal medya ve sanal dünya bağımlılığı diye bir durum söz konusudur!

Dünyaya yön veren devletler artık dış politikalarını oluştururken sosyal medya ve sanal dünyayı da göz önünde bulundurarak buna uygun sanal diplomasi ve stratejiler geliştirmektedirler. Sosyal medya ve sanal dünyaya ‘sanal diplomasi’ ile yön verebilmeyi başaran ülkeler dış politikalarında ziyadesiyle başarı sağlayabilmektedirler!

Dünyaya yön veren devletlerin liderleri artık sosyal medyada attıkları bir mesaj ile borsaları altüst edebilmekte, küçük ve orta düzey ülkeleri istedikleri yönde hareket ettirebilmekte ve farklı davranış sergileme yoluna giden ülkeleri de savaş çıkarmanın eşiğine getirebilmektedirler!

Dünyadaki büyük çaplı protesto gösterileri artık sosyal medya aracılığı ile organize edilmektedir. ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa gibi devletler sanal diplomasinin gücünün farkına vararak iç ve dış politikalarında artık sanal diplomasiyi kendi lehlerine olacak şekilde kullanmaya başladılar.

ABD başkanı D. Trump’un göreve gelmesinin ardından sosyal medyada atmış olduğu Twitter mesajları ile sanal diplomaside yaptıkları ortadadır. Katar, Suriye, Pakistan, Kore, Irak, İran ve Filistin(Kudüs),  konularında yaşananlar hala sıcaklığını korumaktadır.

ABD, Paris İklim Değişikliği Antlaşması, Trans-Pasifik Ticaret Ortaklığı Antlaşması ve İran Nükleer Antlaşmaları gibi ‘uluslararası anlaşmalardan’ çekilerek Washington’la iş birliği içinde olan birçok ülkenin tepkisini çekmiştir.

Almanya Başbakanı Angela Merkel sosyal medyaya yansıyan açıklamasında ‘İran’la varılan nükleer anlaşmanın zayıf yanları olduğunu ancak korunması gerektiğini belirtti.  Merkel ayrıca ABD Başkanı Trump’ın anlaşmadan çekilmesinin Alman-Amerikan ve Avrupa-Amerika ilişkilerinde bir değişikliğe işaret ettiğini de’ vurguladı.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves’de sosyal medyaya yansıyan açıklamasında Filistin ve İsrail arasında yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekerek, ‘Ortadoğu’daki durum patlamaya hazır, diyaloğun yerini şiddet aldı, savaş çıkabilir’ ayrıca ‘ABD’yle Kudüs’ün başkent olması ve İran anlaşmasının iptal edilmesi konusunda aynı fikirde değiliz. ABD iki konuda da yalnız başına hareket etmiştir’ ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk’da sosyal medyaya yansıyan konuyla ilgili açıklamasında “Başkan Trump’ın son kararlarına bakacak olursanız, ‘Böyle dostlarınız varken düşmana ihtiyaç yok’ diyebilirsiniz” dedi.

Görüldüğü üzere artık siyasilerin açıklamalarını anında sosyal medya aracılığı ile çoğu zaman filtre ve kontrol mekanizmalarından geçip haberleştirilmeden öğrenebilmeye başladık! Klasik medyanın yok sayılmaya çalışılması ne kadar doğrudur? Bu konuda nelerin yaşanacağını hep birlikte yaşayarak göreceğiz!

Sanal diplomasi konusuna dönecek olursak Avrupa Birliği’nin de ABD’den geri kalan yanı pek yoktur. Zira AB’nin de son dönemde gerek ABD ile birlikte gerekse yalnız başına Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da bulunan hidrokarbon rezervlerinin belli bir kısmının hâkimiyetini ele geçirebilmek adına bazı ‘sanal diplomasi’ girişimlerinde bulunduğu görülmektedir.

Türkiye, Afrin’de yapmış olduğu harekât ile terör grupları vasıtası ile kurulmak istenen hidrokarbon boru hattı projesini ‘sert güç’ kullanarak kendisini saf dışı bırakmak isteyenleri bertaraf etmeyi başarabilmiştir.

ABD, Filistin konusunda tarafsızlığını son dönemde nasıl kaybetmişse, AB’de Kıbrıs konusunda Rum Yönetimi lehine tavırlar ortaya koyarak artık tarafsızlığını kaybetmiştir. Bu bağlamda AB’nin son dönemde desteklediği ve ileri çıkarmaya çalıştığı Eastmed ve PESCO projeleri tamamen bu çerçevede ve siyasi projelerdir.

Eastmed projesinin fizibıl olmadığı, hayali ve siyasi bir proje olduğu konunun uzmanları tarafından sık sık dile getirilmektedir. PESCO, AB’nin kendisini ABD’den ve NATO’dan süreç içerisinde soyutlayarak güvenlik ihtiyacını kendisi karşılayabilmek için kurdurduğu dile getirilmektedir. AB bile güvenlik ihtiyacı hissederken Kıbrıs’ta güvenlik ve garantilerin kaldırılmasını talep etmesi tuhaf ve büyük bir çelişki değil midir?

Amerikan yönetimi hemen hemen tüm ülkelerin tepkilerine rağmen Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararını uygulamaya koymuştur. Kudüs’te silahsız Filistinlileri katlederek bölge barışı ve istikrarı sağlanabilir mi? Kudüs ve Kerkük’te son günlerde yaşanan insanlık dışı muamelelere karşı sessiz kalabilmek mümkün değildir.

İngiltere temaslarını sürdüren  TC Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, Kudüs’te yaşananlarla ilgili olarak Twitter hesabından İngilizce olarak paylaştığı mesajda ‘Netanyahu, 60 yılı aşkındır Birleşmiş Milletler kararlarını ihlal ederek savunmasız insanların topraklarını işgal eden bir apartheid (ırkçı) devletinin başbakanıdır. Netanyahu’nun ellerinde Filistinlilerin kanı var, suçlarını Türkiye’ye saldırarak saklayamaz.’ dedi.

Netanyahu ise Twitter hesabından yazdığı mesajda ‘Erdoğan, Hamas’ın en büyük destekçilerinden biridir, dolayısıyla kendisi terör ve katliamdan şüphesiz çok iyi anlar. Kendisine tavsiyem, bize ahlak vaazı vermesin.’ ifadelerini kullandı. Sanal diplomasi görüldüğü üzere tam gaz devam etmektedir…

Dünyanın gözleri önünde sivillere karşı yaşanan şiddet olayları güvenliğin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur. Kıbrıs Türk Halkının geçmişte başından geçen olayları da göz önünde bulundurarak etkin ve fiili bir garanti sistemini neden talep ettiğini hala anlamak istemeyenleri Kudüs ve Kerkük’te yaşananları dikkatle incelemeye davet ediyorum! Filistin’in bir garantörü olsa bugün bu acı durum yaşanır mıydı?

Irak’ın Kerkük kentinde Türkmenler, genel seçimlere şaibe karıştırıldığı iddiasıyla başlattıkları protestolar devam ediyor. Irak’ta neler oluyor? Irak’ın ilerleyen süreçte bir takım suni gerekçeleri ileri sürerek İran’a savaş açabileceği iddiaları dillendirilmeye başlandı! Musul ve Kerkük’te Türkmenler saf dışı bırakılmaya çalışılıyor. Bu konuda da nelerin yaşanacağını ilerleyen süreçte hep birlikte yaşayarak göreceğiz!

Filistinlilerin yaşadıklarının bir benzeri durumu biz Kıbrıs Türkleri olarak 11 yıl(1963-1974) yaşamadık mı?  Eğer garantörümüz Türkiye olmasa Filistin ile benzeri bir kaderi yaşamaya devam etmeyecek miydik?

Kıbrıs konusunun çözülebilmesi için Rum Yönetimi her zaman ön şart olarak ‘güvenlik ve garanti sisteminin’kaldırılmasını istiyor. Öyle ki KKTC’de de bu fikri hararetle destekleyen azınlık bir kesim var!  Kudüs olayıyla garantörlüğün ilişkilendirilmesini bu kesim cahillik, tarih bilmezlik ve barış karşıtlığı olarak nitelendirerek sağa sola saldırmaktadır!

Güvenlik ve garantörlük konularını önemseyerek gündeme getirmeye çalışanlara karşı belli kesimler neredeyse linç kampanyası yürütüyorlar! Tamda böyle bir dönemde KKTC’ye bir dizi ziyaretlerde bulunmak için gelen TC Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, ‘Gazze’de yaşananlar Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlüğünün ve Ada’da bulundurduğu silahlı gücün önemini bu hadiselerle bir kez daha göstermiştir’ açıklamasını özellikle altını çizerek ifade etti!

Benzeri bir açıklamayı birkaç gün önce KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Özersay’da yapmıştı. Güvenlik ve garantiler konusunun önemine vurgu yapanlara karşı linç kampanyası yapanları Sayın Akdağ ve Özersay’ın vermiş oldukları mesajları doğru şekilde okuyarak değerlendirmeye davet ediyorum.

Ayrıca, Sayın Akdağ’ın KKTC ziyaretinin en önemli gündem maddesinin muhtemel bir müzakere süreci söz konusu olması halinde (Guteres konusuna dolaylı olarak atıfta bulunarak!) ‘Güvenlik ve Garantörlük’ konularının asla göz ardı edilemeyeceğine nazikçe dikkat çekmek amaçlı olduğunu düşünüyorum! Mesajı olanlar yapılan açıklamalardan üzerlerine düşen mesajları çoktan almışlardır diye düşünüyorum…

Gerek Sayın Akdağ’ın ziyareti gerekse garantörlük konularında rahatsızlık ve itirazı olanların KKTC ve TC hükümet yetkililerine aracılar kullanmadan açık açık konuşmaları gerekmez mi? Bu kişilere sosyal medya yolu ile mesaj vermek yerine başta kendi mensubu oldukları parti yöneticilerine ve konunun muhataplarına direk olarak itiraz ve rahatsızlıklarını iletmelerini tavsiye ediyorum! Yüzüne başka arkasından başka konuşmak hiç kimseye yakışmaz!

Kıbrıs konusunun çözümü için güvenlik ve garantilere ihtiyaç olmadığını hala ileri sürenler varsa en son olarak Kudüs ve Kerkük’te yaşananları dikkatle incelemelerini öneririm. BM özellikle son dönemde mevcut(Güvenlik Konseyi) yapısının yetersiz kalması, uluslararası hukuku adil şekilde sağlayamaması, meydana gelen krizlere ve yaşanan trajedilere anında etkin biçimde müdahalede bulunamaması nedeniyle dünya genelinde büyük bir kaos ortamının oluşmasına neden olmaktadır.

Sanal diplomasi ile dünyayı ve bölgemizi dizayn etmeye çalışanlar uluslararası hukuktan uluslararası kaosortamına doğru bir gidişata vesile olmaktadırlar. Bu gidişata dur denilmemesi halinde daha büyük felaketlerle karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır!

Yakın Kıbrıs tarihi, İspanya’da yaşanan Katalonya referandum denemesi ve Kerkük’teki suni bağımsızlık denemesi de bu mecralar üzerindeki sanal diplomasinin dış politika hedeflerinin gerçekleştirilmesi yolunda nasıl etkin kullanılabildiğini bizlere göstermiştir. İçerisinde bulunduğumuz iletişim çağında gerçek dünyaya görüldüğü gibi zaman zaman yeri geliyor sosyal medya ve sanal diplomasi aracılığı ile şimdilik sadece bazı siyasiler yön vermeye başlamıştır! Sosyal medya ve sanal diplomasideki gelişmeler şimdilik böyle…