Yıllardır gazete, televizyon ve sosyal medyada, sık sık iklim değişikliği haberlerine rastlıyoruz. Önce “küresel ısınma” kavramı girdi hayatımıza. Sonra uzmanlar daha doğru bir kavram olduğu gerekçesiyle bu büyük soruna “iklim değişikliği” adını verdi. Tehlikenin boyutu aslında çok büyük. Ancak insanlık henüz felaket aşamasına gelmediği için çoğu zaman gerekli önemi göstermiyor. Belki de felaket aşamasına hâlâ gelmediğini düşünüyoruz. Peki gerçek öyle mi?

Bu yazıda iklim değişikliği meselesine odaklanacağız. Dünyada alınan önlemler neler, ülkeler verdikleri taahhütlere gerçekten uyuyor mu, Türkiye bu işin neresinde ve ne yapmalıyız? Tüm bu sorulara yanıt arayacağız ama önce iklim değişikliğini kısaca bir hatırlayalım.

HER ŞEY SANAYİ DEVRİMİ İLE BAŞLADI

18. yüzyılın sonunda başlayan sanayi devrimi, genelde ekonomik, siyasi ve teknolojik etkileriyle anlatılır. Ancak işin bir de çevresel boyutu var. Enerji üretimi için kullandığımız, kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlar, iklim değişikliğine sebep olan en önemli faktörler. Bilim insanları, atmosferdeki karbondioksit oranını 1750 yılı ile karşılaştırdığında, yüzde 47 oranında artış olduğunu tespit etti. İnsanlığın atmosfere bıraktığı gazlar, sera etkisi yaratıyor. Güneşten gelen enerji, sera gazları yüzünden yeryüzünde sıkışıp kalıyor ve dünyamız sürekli ısınıyor.

Son yüzyılda ortalama sıcaklık, yaklaşık 14 derece olarak ölçüldü. Son 150 yılda yerküre 1 derece ısındı ve bu ısınmanın üçte ikisi son 50 yılda meydana geldi. Geride bıraktığımız son 18 yılda ise defalarca sıcaklık rekoru kırıldı. Dünya için kritik eşik 2 derece. Uzmanlar, 2030 yılına kadar küresel sıcaklık artışının 1.5 santigrat dereceyi aşacağı uyarısında bulunuyor. İki derecelik ısınmanın çok da önemli olmadığını düşünenler olabilir. Ancak 1 derece, 1,5 dereceyi aşar ve 2 dereceye ulaşırsa; iklim, yüz binlerce yıldır görülmeyen bir şekilde değişecek. Bugün geldiğimiz noktada ise, geçmişteki gibi devam etme lüksümüz yok. Aksi takdirde çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğini çalmış olacağız.

ANTARKTİKA BUZULLARI ERİYOR

İklim değişikliği tüm dünyayı ilgilendirse de tehdidin başladığı nokta buzullar. Bu açıdan Antarktika’da yapılan bir araştırma, meselenin ciddiyetini gözler önüne serdi. Söz konusu çalışmayı Kaliforniya ve Utrecht üniversiteleri ile ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Jet İtiş Laboratuvarı ortaklaşa yürüttü. Araştırmanın sonucu, Antarktika’daki buzulların erime oranındaki büyük artışı ortaya koyuyor. 2001-2017 yılları arasında yılda ortalama yüzde 280 artış gerçekleşti. Bu araştırma, 1979-2001 arasında yılda ortalama 48 milyar ton buzulun eridiği Antarktika’da, bu miktarın 2001-2017 aralığında senede 134 milyar tona çıktığını ortaya koyması açısından önemli. 1979 yılından beri küresel deniz suyu seviyeleri yaklaşık bir buçuk santimetre yükseldi. Antarktika’da buz tabakasının erimeye devam etmesi halinde gelecek yüzyıllarda deniz suyu seviyelerinde kıta kaynaklı daha büyük artış bekleniyor.

 TÜM YAŞAM FORMLARI CİDDİ TEHDİT ALTINDA

İklim değişikliğinin etkisi sadece sıcaklıktan ve buzulların erimesinden ibaret değil. Tarım ve ekonomi etkilenmeye başladı bile. Kuraklık, sel, şiddetli kasırgalar gibi aşırı hava olayları giderek artıyor. Eğer önlem almazsak geri dönülemez bir noktaya ulaşacak. Okyanus ve deniz suyu seviyeleri yükselecek. Denizlerdeki asit oranları artacak ve buzullar erimeye devam edecek. Tüm bu olaylar sonucunda gezegendeki bütün yaşam formları ciddi risklerle karşı karşıya kalacak. Şimdi son dönemde basına yansıyan iki önemli örneğe göz atalım.

Grönland’da bir günde iki milyar tonluk buz eridi

Grönland’da Danimarkalı meteorolojist Steffen Olsen tarafından çekilen bu fotoğraf, aşırı sıcakların buz denizinde yarattığı tahribatı gözler önüne seriyor. Köpeklerin eriyen buzullar nedeniyle ‘su üzerinde koştuğu’ fotoğraf, dünyada büyük ilgi gördü. Danimarka Meteoroloji Enstitüsü, fotoğrafın çekildiği 13 Haziran günü bölgedeki hava sıcaklığını 17.3 santigrat derece olarak ölçtü. Yetkililer bu sıcaklığın yaz koşulları için bile yüksek olduğunu söyledi. Inglefield Bredning Fiyort’unda çektiği fotoğraf hakkında konuşan iklim bilimci Ruth Mottram, “Bu sıcaklıklar olağan dışı olmasına rağmen daha önce görmediğimiz aşırı bir hava durumuyla karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

Korkutan fotoğraf: 40 yıl sonra ilk kez ortaya çıktı

İklim değişikliğinin tahribatını gözler önüne seren bir başka olay da Rusya’da yaşandı. Sibirya’da 40 yılı aşkın bir süre sonra bir kutup ayısının ilk kez şehre indiği görüldü. Doğal yaşam alanından yüzlerce kilometre uzaklaşarak sanayi kenti Norilsk’e gelen dişi ayının yiyecek ararken yolunu kaybettiği düşünülüyor. Açlık ve yorgunluktan bitap düştüğü gözlenen ve kent merkezinde halkın şaşkın bakışları arasında saatlerce dolaşan ayının, gözlerinin de iyi görmediği belirtiliyor. Polis ve acil durum görevlileri tarafından izlenen kutup ayısı için vatandaşlar uyarıldı. Kent sakinlerinin ayıya yaklaşmamaları yönünde çağrılar yapıldı.

 İklim değişikliği; Türkiye’de yaşanan kuraklıklar da dahil, dünyanın birçok noktasında alarm veriyor. Uzmanlar, yaşanacak sıcaklık artışının, aşırı kuraklık, yangınlar, seller ve küresel anlamda kıtlığa sebep olacağını belirtiliyor. Böyle devam edersek, gelecekte insanlığı bir ölüm-kalım mücadelesi bekliyor. Peki dünya iklim değişikliği için ne yapıyor?
PARİS İKLİM ANLAŞMASI HENÜZ AMACINA ULAŞAMADI

2015 yılında kabul edilen Paris İklim Anlaşması, 2020 sonrası için iklim değişikliği önlemlerinin genel çerçevesini oluşturuyor. 4 Kasım 2016’da yürürlüğe giren bu anlaşma, tüm ülkelerin katkılarına dayanan bir sistemi öngörüyor. Anlaşmanın uzun vadeli hedefi, küresel sıcaklık artışını, endüstriyel öncesi döneme kıyasla 2 derecenin altında tutabilmek. Yani sıcaklığı 1,5 derece civarında sabitlemek. Ancak anlaşma kabul edileli üç yıldan fazla zaman geçmesine rağmen 195 ülke arasından 58 ülke karbon üretimlerini sınırlandıracak yasal önlemler aldı. Sadece 16 ülke taahhüt ettikleri ölçüde yasal değişiklikler yaptı ve Türkiye bu ülkelerin arasında yer almıyor.

Taahhüt ettiği yasal değişiklikleri yapan 16 ülke ise şöyle: Cezayir, Kanada, Kosta Rika, Etiyopya, Guatemala, Endonezya, Japonya, Kuzey Makedonya, Malezya, Karadağ, Norveç, Papua Yeni Gine, Peru, Samoa, Singapur, Tonga.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın açıkladığı verilere göre; Paris İklim Anlaşması’na uygun bir şekilde emisyonlar azaltılsa bile, Kuzey Kutbu’ndaki sıcaklık artışı devam edecek. Kuzey Kutbu’nda sıcaklık 2050 yılına kadar 3-5 derece, 2080’e kadar 5-9 derece artacak. Kutupları tahrip edecek olan sıcaklık artışları, deniz seviyesinin dünya çapında yükselmesine sebep olacak.

ÜLKE OLARAK NE YAPMALIYIZ?

Bilim insanlarının yüzde 97’sine göre, iklim değişikliği net olarak insan kaynaklı bir problem. En büyük belirleyici faktör ise fosil yakıtlar. Bu yüzden dünyada hüküm süren tüm ülkelerin, kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan olabildiğince uzaklaşması gerekiyor. İnsanlığın bu anlamda tek çaresi yenilenebilir enerji. Yani ağırlıklı olarak güneş ve rüzgar enerjisi. Yenilebilir enerji hâlâ pahalı olabilir ancak geçmiş yıllara bakıldığında maliyetin giderek düştüğünü görüyoruz. Esas çözüm, yatırımlarımızı kalıcı bir şekilde güneş ve rüzgar enerjisi üzerine yapmaktan geçiyor.

Almanya örneği

Almanya, güneş enerjisi açısından örnek teşkil eden bir ülke. Çünkü Almanya, yılın bazı aylarında elde ettiği güneş enerjisi ile tüm enerji açığını karşılayabildi. Üstelik Almanya, coğrafi konumu Türkiye’den ciddi kuzeyde olan bir ülke. Onların aldığı güneş ışınımı, bizim aldığımız güneş ışınımı miktarının yarısından az. Almanya’nın yüzde 20-25 verim aldığı yerde, Türkiye’nin yüzde 50’yi bulacak potansiyeli var. Ancak ne yazık ki, Almanya’dan yaklaşık yüzde 60 daha fazla güneş aşınımına sahip Türkiye’nin güneş enerjisi kurucu gücü, Almanya’nın kurucu gücünün sadece binde 5’i seviyesinde. Sonuç olarak Türkiye’nin hızlı bir şekilde yenilenebilir enerjiye dair hamleler yapması gerekiyor.

BİREYSEL OLARAK NE YAPMALIYIZ?

Bireysel olarak ne yapabiliriz konusuna gelirsek, işe ilk olarak gereksiz elektrik kullanımından kaçınmakla başlayabiliriz. Çünkü elektrik israfı, yalnızca cebimizi etkilemiyor. Türkiye’de kullandığımız elektriğin üçte birini termik santraller sayesinde kömür yakarak elde ediyoruz. Yani elektrik üretmek için çevreyi kirletiyoruz. Böyle bir ortamda elektrik israfı sadece cebimize değil, dünyamıza da zarar vermiş oluyor. Üstelik çocuklarımızın geleceğinden çalıyor.

Yapılan bir araştırmaya göre; sadece iki tane eski tip 100 watt ampulü, verimli ampullerle değiştirirseniz, 52 milyon ağaç tarafından temizlenecek karbon salınımının önüne geçmiş oluyorsunuz. Bu ve bunun gibi yöntemlerle evinizdeki elektrik tüketimini azaltabilirsiniz. Ayrıca iklim değişikliği okumaları yapıp, öğrendiklerini çocuklarınıza aktarmak da iyi olacaktır. Çünkü dünya tarafından henüz içselleştirilmeyen bu problem, gelecekte onların başına daha büyük dertler açabilir. Şimdiden bilinçli ve hazırlıklı olmalarında fayda var.